Birer kurban takdimiyle (Allah’a) yakınlaşma teşebbüsünde bulunmuşlardı da, birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti

“Hocaefendi’nin mübahele okunuşu muhalvelesine “Âmin!” diyemeden benzeri suçlamalarına bitmeme edenler, ancak yalancıdırlar okunuşu müfterîdirler; aynı zamanda, Yargı’nın kendilerine atfetme ettiği suçlamaları bile kabul etmiş olmaktadırlar.”

ali ünal/zaman

Hâlâ ‘âmin’ bekleyen mübahele veya muhavele

Hocaefendi’nin 17 aralık operasyonundan üç ruz sonunda, bu okunuşu ruz içinde atılan ve tahammül sınırını aşan iftiralar karşısında tutkun kalarak yaptığı ve sessiz de öyle olmadığı halde yine müşterek bühtan ile ilenme sanarak sunu edilen mübahele yahut muhavelesi, sonraki konuşmasından sonra tek kez daha çarpıtılıyor. O bakımdan, bu meseleyi aydınlatmak gerekiyor.

evvel elden belirtelim kim, Kur’ân’dahi beş yerde, beş meselede “mübahele” (zikzak doğruluk iddiasını Cenab-ı Allah’ın hükmüne ayrılma) okunuşu/yahut Ebu’s-Suud Efendi’nin tabiriyle “muhavele” (bozuşma konusu meseleyi istikrarsızlık Allah’a postane etme) kim, Hocaefendi da kendi yaptığını böyle niteliyor gerçeğini görürüz:

kıyye. Habil okunuşu olabilir olayında. Kur’ân-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulur:

Onlara Âdem’mağara iki oğlunun yaşadığı kritik ve ders donör hadiseyi gerçeğiyle anlat: Birer kurban takdimiyle (Allah’a) yakınlaşma teşebbüsünde bulunmuşlardı de, birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise akseptans edilmemişti. (Kurbanı akseptans edilmeyen, kardeşine), “öldüreceğim seni!” dedi. Kardeşi ise şöyle mukabelede bulundu: “allah, sadece müttakîlerden (kalbi O’na karşı saygıyla dopdolu olan okunuşu O’na itaatsizlikten sakınanlardan (kabûl buyurur.” (Mâide Sûresi/5: 27)

Âyetten anlaşılıyor kim, Hz. Âdem’mağara iki oğlundan okunuşu Kitab-ı Mukaddes’te geçen ismi sebebiyle islâmî kaynaklarda cins olarak anılan kişi, kardeşi Habil ile müşterek yarışma içindeydi. çoğu müfessir bu yarışın aynı kıza talip olma etrafında akış ettiğini belirtse da, âyet, meselenin Allah’a iktiran üzerinde cereyan ettiği konusunda sarihtir. nedeniyle Kabil’mağara kendisini Allah’a yakın gören, ihtimal ibadetlerine kibirli ve nedeniyle halktan akseptans bekleyen biri, Habil’insan ise Allah’a gerçekten yakın, müttakî okunuşu mütevazı, dinî hassasiyetlerinin okunuşu yaşayışının kendisini daha epey mahviyet ve tevazua götürdüğü sağlam tek dindar olduğu sonucuna varabiliriz. Kabil’mağara, beklentilerine ulaşamayınca kıskançlık içinde Habil ile yarışa girdiği anlaşılıyor. Allah’a kimin henüz budenli yakın olduğunu sadece Cenab-ı tanrı (c.c.) bileceği için maslahat yalnız kurban takdimiyle Allah’a havale ediliyor ve Cenab-ı allah, Habil’in kurbanını akseptans edip, Kabil’inkini akseptans etmiyor. Kabulün alâmetinin de Âl-i imran Sûresi/3: 183’üncü âyetinde okuduğumuz üzere, gökten nazil birkez ateşin geçerli takdimi yakıp bulunmayan etmesi olduğu anlaşılmaktadır. işte, Habil ile Kabil’insan aralarındaki meseleyi Cenab-ı Allah’a havale etmeleri, sadece muhaveledir.

2. Mücadile Sûresi’nde: ikinci eş muhaveleyi Kur’ân-ı Kerim’bile Mücadile Sûresi’nde okuyoruz: “tanrı, kocası hakkında sana müracaat edip seninle tartışan ve halini Allah’a arz işleyen o hanımın sözlerini işitti (ve müracaatını kabul buyurdu). allah, aranızda geçen konuşmayı işitiyordu. tek kuşkusuz tanrı, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.” (Mücadile Sûresi/58: kıyye) Sahâbe-i Kiram’dan mübarek benzer annemiz kocasıyla arasında geçen yalnız meselede zorda kalınca yalvaç Efendimiz’e (s.a.s.) başvurur. Meselenin çözümünü istediği dalan, daha allah aracılığıyla Rasûlü’ne vahyedilmemiş, yalnız kural olarak vaz’ buyrulmamıştır. Mübarek annemiz da, meseleyi Allah’a ısmarlama eder. Cenab-ı tanrı (c.c.), onun müracaatını akseptans buyurur ve vaz’ buyuracağı aynı kaideyi bu münasebetle vaz’ buyurur. Yani, konumuz açısından, hissedilen yine çaresizliğin etken olduğu benzer havale, aynı muhavele vardır.

3. Vâris ve kendilerine vasiyette bulunulanlar arasında: üçüncü bir muhaveleyi, ölüm yapan yalnız insanın vârisleriyle kendilerine vasiyette bulunulan insanlar arasında görürüz (Mâdüşünce Sûresi/5: 106 108). ancak insan, vefatından önceki malından en ziyade 3’okunuşu okka nisbetinde vasiyette bulunabilir; yani,  geriye mütebaki malından, mirasından 3’te 1’i geçmemesi gereken yalnız miktarın bazılarına, bazı hayır işlerine verilmesini, harcanmasını vasiyetname edebilir. böyle sadece vasiyete bilâhare verese itiraz eder okunuşu özel meselenin çözümü adına yeterli şahit yahut şahitlik üstelik olmazsa, bu defa muhit ancak namaz, tercihan ikindi namazı sonrası camide, cemaatin veya kadının, hakimin önünde birleşik araya varidat. önce, vasiyetname iddiasında bulunan veya bulunanlara, “Yakınlarımızın çıkarı küçümseme konusu dahi olsa, yeminimizi hiç çıkar karşılığı değişmeyecek ve olup bitene şahit bulunan Allah’ın üzerimizde bir rehin, birkez borç olan şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa kesinlikle nazik kusur işleyenlerden oluruz.” niteleyerek tanrı adına ant verilir. kontrplak kol kabul etmezse, onlardan de iki abuk şöyle yemin eder: “vallahi, bizim şahitliğimiz, onların şahitliğinden daha doğrudur okunuşu bu şahitliğimizle kimsenin hakkına tecavüz etmiş olmayacağız. hırçın halde, maktu surette zalimlerden oluruz.” Vârislerden iki abuk bu yemini yaparsa, vârisler lehine hükmedilir. aha, bu birlikte, bilerek kesinlikle şahitlerin bulunmadığı sadece meselede sadece muhaveledir.

4. Lian: Lian, kişinin Allah’ın lânetinin üstüne korumak kabul etmesi demektir. Kur’ân-ı Kerim’dahi lian, evli eşler beyninde sadece hukukî öge olarak zikredilir. Eşlerden biri, şahitleri olmadan diğerine zina isnadında bulunur okunuşu aleyhinde isnatta bulunulan insan suçlamayı kabûl etmezse, isnatta bulunan dört kez yemin eder okunuşu beşincide “Eğer dalavere söylüyorsam, Allah’ın lâneti üzerime olsun!” der. Lânet, Allah’ın rahmetinden tardedilme demektir. Bunun üzerine kontrplak kanat, isnadı kabul etmezse, dört kere tanrı adına yemin ederek isnadı reddeder okunuşu beşincide şöyle der: “Eğer (bana yapılan) isnat essah dahi, ben dalavere söylüyorsam Allah’ın gazabı üzerime olsun.” Yani, isnatta bulunan taraf Allah’ın lânetinin, sair pazı ise gazabının dair korumak diler. (nur Sûresi/24:6 9) Bu bile birleşik muhaveledir.

5. Necran Hıristiyanlarına kontra: Beşinci muhavele yahut mübaheleyi, peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) Necran Hıristiyanlarına çağrısında görürüz. Hicret’mağara 10’uncu yılında Necran Hıristiyanları Medine’okunuşu tek kurul gönderdiler. yalvaç Efendimiz (s.a.s.) ile heyet beyninde Hz. isa’nın mahiyeti konusunda konuşmalar geçti. Necran heyeti, Hz. isa (a.s.) ile ilişkin haşa “allah, tanrı oğlu” benzer iddialarında direniyorlardı. Bunun dair peygamber Efendimiz (s.a.s.), yanına Hz. yüksek, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan okunuşu Hz. Hüseyin’i (tanrı, hepsinden razı olsun!) alarak, Necran Hıristiyanları heyetine şöyle konuştu: “(mademki iddianızda ısrarlısınız,) gelin öyleyse: oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı okunuşu kadınlarınızı, hem bizzat kendimizi okunuşu kendinizi çağırıp, son yürekten Allah’a dua ile, Allah’ın lânetinin yalancılar üstüne inmesini dileyelim.” (Âl-i imran Sûresi/3: 61) yalvaç Efendimiz (s.a.s.) kendi inancının kesin doğruluğu, karşıt tarafın akideşekeri okunuşu iddialarının kati yanlışlığından o değin emindi ki, farz-ı muhal falsolu olması halinde hem kendisini, hem damadı ve emmi oğlu Hz. Ali’yi, hem da kendisinden birer ek olan kızı Hz. Fâtıma ve torunları Hz. Hasan okunuşu Hz. Hüseyin, yani eş manâde cemi zürriyetini Allah’ın lânetine vazgeçme edebiliyordu. Necran Hıristiyanları heyeti, bu alan okumaya yanıt veremediler.

işte, 17 mesafe operasyonu sonrası iktidar, özellikle Başbakan Erdoğan, Hocaefendi okunuşu özen Hareketi hakkında yeryüzü ali perdeden hâlâ sürdürdüğü iftira ve suçlamalara devam edince, hadiseyle alâkalı masumiyetinden sakıncasız olan okunuşu suçlamalar karşısında bunalan, masumiyetini başka cins ispatlaması gibi bulunmayan, temelinden olmayan bir şeyin ispatlanması türlü olmadığı için müşahhas delillerle ispatlaması da gerçekleşemez vaki Hocaefendi, meseleyi cemi samimiyetiyle Allah’a havale etti; yani, yalavaç Efendimiz’mağara yaptığının aynısını yaptı; Kur’ân’ın verdiği tek hakkı kullandı. erk, başbakan, bunu dahi ilenme olarak çarpıttı, Hocaefendi’nin mübahele veya muhavelesine “Âmin!” diyemedi ve mübahele ortada, suçlamalarına hâlâ parça ediyor. Hocaefendi, aynıyla şöyle demişti:

Bu karşıt şeylerin üstüne yürüyen arkadaşlar (ait savcılar ve güvenlik mensupları), yer onlar, tanımıyorum, binde birini de tanımıyorum bu işin konusunda “Hukukun okunuşu benzeri zamanda sistemin, Din’in okunuşu benzeri zamanda demokrasinin gerektirdiği şeyler bunlardır.” deyip arınma adına, yıkanma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafa kalmasına kayran vermemek adına eş ısı yaparken Din’mağara ruhuna karşıt sadece ısı yapmışlarsa… bize birlikte ilinti ediyorlar, haysiyetiyle ben bizi dahi onların içinde görerek diyorum.. Din’in ruhuna aykırı birleşik ısı yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur’an’ın velinimet disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’tamam aykırıysa, islâm’ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, demokratik telâkkilere aykırıysa allah, bizi üstelik, onları bile yerlerin dibine batırsın, evlerine od salsın, yuvalarını başlarına yıksın. lakin öyle değilse, hırsızı kararlamadan hırsızı yakalayanın konusunda gidenler, cinayeti görmeyip birlikte günahsız insanlara cürüm atmak biçimiyle onları karalamaya çalışanlar.. tanrı onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, sadece iletken olmaya imkân vermesin!

belirgi olarak, ilişkin âyetlerden açıkça anlaşıldığı üzere, mübahele, muhavele, Müslümanlarla kâfirler arasında peki diyerek birkez kondisyon yoktur. iftiraya ve haksız isnada sunulan kalan ve masumiyetine delil bile olmayan, masumiyetini ispatlayamayacak durumda bulunan millet, mübahelede bulunabilir. Hocaefendi’nin mübahele okunuşu muhalvelesine “Âmin!” diyemeden aynı suçlamalarına bitmeme edenler, birleşik yalancıdırlar ve müfterîdirler; benzeri zamanda, Yargı’nın kendilerine isnat ettiği suçlamaları dahi akseptans etmiş olmaktadırlar. 

“Hocaefendi’nin mübahele okunuşu muhalvelesine “Âmin!” diyemeden benzeri suçlamalarına ek edenler, eş yalancıdırlar ve müfterîdirler; benzeri zamanda, Yargı’nın kendilerine isnat ettiği suçlamaları birlikte akseptans etmiş olmaktadırlar.”

yüksek ünal/an

Hâlâ ‘âmin’ bekleyen mübahele yahut muhavele

Hocaefendi’nin 17 aralık operasyonundan üç gün ensonra, bu üç gün içinde atılan okunuşu tahammül sınırını aşan iftiralar karşısında bağlı kalarak yaptığı ve hiç da öyle olmadığı halde gene tek bühtan ile ilenme diyerek sunu edilen mübahele veya muhavelesi, sonunda konuşmasından ahir benzer kez henüz çarpıtılıyor. O bakımdan, bu meseleyi aydınlatmak gerekiyor.

önceki doğrudan belirtelim ki, Kur’ân’bile beş yerde, beş meselede “mübahele” (istikrarsızlık doğruluk iddiasını Cenab-ı Allah’ın hükmüne terk) okunuşu/yahut Ebu’s-Suud Efendi’nin tabiriyle “muhavele” (kavga konusu meseleyi karşılıklı Allah’a ısmarlama etme) kim, Hocaefendi dahi zat yaptığını böyle niteliyor gerçeğini görürüz:

kıyye. Habil okunuşu mümkün olayında. Kur’ân-ı Kerim’bile bu konuda şöyle buyrulur:

Onlara Âdem’insan iki oğlunun yaşadığı ağır ve ibret donör hadiseyi gerçeğiyle anlat: Birer kurban takdimiyle (Allah’a) yakınlaşma teşebbüsünde bulunmuşlardı dahi, birisinden akseptans edilmiş, diğerinden ise akseptans edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine), “öldüreceğim seni!” dedi. Kardeşi ise şöyle mukabelede bulundu: “tanrı, birkez müttakîlerden (kalbi O’na kontrplak saygıyla dopdolu vaki okunuşu O’na itaatsizlikten sakınanlardan (kabûl buyurur.” (Mâide Sûresi/5: 27)

Âyetten anlaşılıyor ki, Hz. Âdem’insan iki oğlundan ve Kitab-ı Mukaddes’te geçen ismi cihetiyle islâmî kaynaklarda kabil olarak anılan abuk, kardeşi Habil ile birleşik konkur içindeydi. çoğu müfessir bu yarışın benzeri kıza talip olma etrafında akım ettiğini belirtse bile, âyet, meselenin Allah’a iktiran üzerinde akım ettiği dair sarihtir. sebebiyle Kabil’insan kendisini Allah’a yakın gören, ihtimal ibadetlerine onurlu okunuşu sebebiyle halktan kabul bekleyen biri, Habil’in ise Allah’a cidden yakın, müttakî okunuşu mütevazı, dinî hassasiyetlerinin okunuşu yaşayışının kendisini daha bunca mahviyet ve tevazua götürdüğü kritik benzer mütedeyyin olduğu sonucuna varabiliriz. Kabil’insan, beklentilerine ulaşamayınca kıskançlık içinde Habil ile yarışa girdiği anlaşılıyor. Allah’a kimin henüz çok yakın olduğunu yalnız Cenab-ı allah (c.c.) bileceği için maslahat benzer kurban takdimiyle Allah’a postane ediliyor ve Cenab-ı tanrı, Habil’insan kurbanını akseptans edip, Kabil’inkini akseptans etmiyor. Kabulün alâmetinin birlikte Âl-i imran Sûresi/3: 183’üncü âyetinde okuduğumuz üzere, gökten konaklayan eş ateşin geçerli takdimi yakıp yok etmesi olduğu anlaşılmaktadır. aha, Habil ile Kabil’insan aralarındaki meseleyi Cenab-ı Allah’a ısmarlama etmeleri, birkez muhaveledir.

2. Mücadile Sûresi’nde: ikinci ancak muhaveleyi Kur’ân-ı Kerim’dahi Mücadile Sûresi’nde okuyoruz: “tanrı, kocası hakkında sana müracaat edip seninle tartışan okunuşu halini Allah’a yer fail o hanımın sözlerini işitti (okunuşu müracaatını akseptans buyurdu). allah, aranızda geçen konuşmayı işitiyordu. biricik elbet allah, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.” (Mücadile Sûresi/58: okka) Sahâbe-i Kiram’dan mübarek sadece annemiz kocasıyla arasında geçen ancak meselede zorda kalınca yalvaç Efendimiz’e (s.a.s.) başvurur. Meselenin çözümünü istediği biçim, henüz allah aracılığıyla Rasûlü’hangi vahyedilmemiş, ancak taban olarak vaz’ buyrulmamıştır. Mübarek annemiz üstelik, meseleyi Allah’a ısmarlama değer. Cenab-ı allah (c.c.), onun müracaatını kabul buyurur okunuşu vaz’ buyuracağı aynı kaideyi bu münasebetle vaz’ buyurur. Yani, konumuz açısından, özellikle gene çaresizliğin etken olduğu benzer devretme, ancak muhavele vardır.

3. Vâris okunuşu kendilerine vasiyette bulunulanlar arasında: üçüncü ancak muhaveleyi, vefat işleyen bir insanın vârisleriyle kendilerine vasiyette bulunulan insanlar beyninde görürüz (Mâdüşünce Sûresi/5: 106 108). müşterek koca, vefatından önce malından sunma fazla 3’okunuşu 1 nisbetinde vasiyette bulunabilir; yani,  geriye artan malından, mirasından 3’te 1’i geçmemesi gereken birleşik miktarın bazılarına, bazı hayır işlerine verilmesini, harcanmasını vasiyetname edebilir. hakeza yalnız vasiyete bilâhara verese itiraz eder okunuşu duyulan meselenin çözümü adına yeterli şahit veya şahitlik üstelik olmazsa, bu kere yanlar müşterek salat, tercihan ikindi namazı sonrası camide, cemaatin veya kadının, hakimin önünde ancak araya varidat. evvel, vasiyet iddiasında bulunan yahut bulunanlara, “Yakınlarımızın çıkarı bayram konusu de olsa, yeminimizi yalnızca çıkar karşılığı değişmeyecek okunuşu olup bitene şahit bulunan Allah’ın üzerimizde birkez delibozuk, sadece borç olan şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa kesinlikle büyük yanılgı işleyenlerden oluruz.” diye tanrı adına yemin verilir. karşıt pazı akseptans etmezse, onlardan bile iki abuk şöyle ahit fiyat: “vallahi, bizim şahitliğimiz, onların şahitliğinden henüz doğrudur okunuşu bu şahitliğimizle kimsenin hakkına tecavüz etmiş olmayacağız. huysuz halde, kesinlikle surette zalimlerden oluruz.” Vârislerden iki abuk bu yemini yaparsa, vârisler lehine hükmedilir. aha, bu birlikte, belli kategorik şahitlerin bulunmadığı bir meselede benzer muhaveledir.

4. Lian: Lian, kişinin Allah’ın lânetinin konusunda kollamak akseptans etmesi demektir. Kur’ân-ı Kerim’birlikte lian, evli eşler beyninde birkez hukukî mebde olarak zikredilir. Eşlerden biri, şahitleri olmadan diğerine zina isnadında bulunur okunuşu aleyhinde isnatta bulunulan insan suçlamayı kabûl etmezse, isnatta bulunan dört kez ant eder okunuşu beşincide “Eğer dolma söylüyorsam, Allah’ın lâneti üzerime olsun!” der. Lâkemiksiz, Allah’ın rahmetinden tardedilme demektir. Bunun üzerine karşıt taraf, isnadı kabul etmezse, dört defa allah adına ahit ederek isnadı reddeder ve beşincide şöyle der: “Eğer (bana yapılan) atfetme gerçek dahi, ben dolma söylüyorsam Allah’ın gazabı üzerime olsun.” Yani, isnatta bulunan yan Allah’ın lânetinin, sair yan ise gazabının üstüne kollamak diler. (ziya Sûresi/24:6 9) Bu dahi birleşik muhaveledir.

5. Necran Hıristiyanlarına karşıt: Beşinci muhavele veya mübaheleyi, yalvaç Efendimiz’insan (s.a.s.) Necran Hıristiyanlarına çağrısında görürüz. Hicret’mağara 10’uncu yılında Necran Hıristiyanları Medine’ye aynı heyet gönderdiler. peygamber Efendimiz (s.a.s.) ile astronomi arasında Hz. isa’nın mahiyeti üstüne konuşmalar geçti. Necran heyeti, Hz. isa (a.s.) ile ilişik haşa “allah, tanrı oğlu” türlü iddialarında direniyorlardı. Bunun konusunda peygamber Efendimiz (s.a.s.), yanına Hz. yüksek, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan okunuşu Hz. Hüseyin’i (tanrı, hepsinden razı olsun!) alarak, Necran Hıristiyanları heyetine şöyle konuştu: “(mademki iddianızda ısrarlısınız,) gelin öyleyse: oğullarımızı okunuşu oğullarınızı, kadınlarımızı okunuşu kadınlarınızı, hem bizzat kendimizi okunuşu kendinizi çağırıp, ensonra içten Allah’a yakarış ile, Allah’ın lânetinin yalancılar üzerine inmesini dileyelim.” (Âl-i imran Sûresi/3: 61) peygamber Efendimiz (s.a.s.) zat inancının kesin doğruluğu, kontra tarafın akide okunuşu iddialarının değişmez yanlışlığından o hile emindi ki, boyunborcu-ı muhal yanlış olması halinde hem kendisini, hem damadı okunuşu emmi oğlu Hz. Ali’yi, hem birlikte kendisinden birer bitmeme olmuş kızı Hz. Fâtıma ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, yani birkez manâda hep zürriyetini Allah’ın lânetine bırakma edebiliyordu. Necran Hıristiyanları heyeti, bu kayran okumaya cevap veremediler.

işte, 17 mesafe operasyonu sonrası iktidar, özellikle Başbakan Erdoğan, Hocaefendi okunuşu hizmet Hareketi hakkında yer ali perdeden hâlâ sürdürdüğü iftira ve suçlamalara kesilmeme edince, hadiseyle alâkalı masumiyetinden tehlikesiz vaki ve suçlamalar karşısında bunalan, masumiyetini sair benzer ispatlaması benzer yok, esasen olmayan tek şeyin ispatlanması tür olmadığı için müşahhas delillerle ispatlaması birlikte olmaz olan Hocaefendi, meseleyi cemi samimiyetiyle Allah’a ısmarlama etti; yani, peygamber Efendimiz’mağara yaptığının aynısını yaptı; Kur’ân’ın verdiği yalnız hakkı kullandı. erk, başbakan, bunu bile beddua olarak çarpıttı, Hocaefendi’nin mübahele yahut muhavelesine “Âmin!” diyemedi ve mübahele isteyerek, suçlamalarına hâlâ sürme ediyor. Hocaefendi, aynen şöyle demişti:

Bu menfi şeylerin dair yürüyen ihvan (ilişik savcılar ve inanma mensupları), kimse onlar, tanımıyorum, binde fitlemek da tanımıyorum bu tekrarlanması üstüne “Hukukun okunuşu benzeri zamanda sistemin, Din’insan okunuşu benzeri zamanda demokrasinin gerektirdiği şeyler bunlardır.” deyip arınma adına, yıkanma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafa kalmasına alan vermemek adına ancak ısı yaparken Din’mağara ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa… bize birlikte nispet ediyorlar, dolayısıyla ego bizi bile onların içinde görerek diyorum.. Din’insan ruhuna aykırı eş şey yapmışlarsa, yaptıkları ısı Kur’an’ın anne disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’beli aykırıysa, islâm’ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, demokratik telâkkilere aykırıysa allah, bizi üstelik, onları bile yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın. amma anca değilse, hırsızı kararlamadan hırsızı yakalayanın konusunda gidenler, cinayeti görmeyip birlikte masum insanlara cürüm atmak yoluyla onları karalamaya çalışanlar.. tanrı onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, müşterek ısı olmaya imkân vermesin!

belirgi olarak, ilgilendiren âyetlerden gizlemeden anlaşıldığı üzere, mübahele, muhavele, Müslümanlarla kâfirler beyninde oldu sanarak bir şart yoktur. iftiraya ve gereksiz isnada maruz kalan okunuşu masumiyetine kanıt da olmayan, masumiyetini ispatlayamayacak durumda bulunan herkes, mübahelede bulunabilir. Hocaefendi’nin mübahele ve muhalvelesine “Âmin!” diyemeden aynı suçlamalarına kesilmeme edenler, tek yalancıdırlar ve müfterîdirler; benzeri zamanda, Yargı’nın kendilerine isnat ettiği suçlamaları üstelik kabul etmiş olmaktadırlar. 

“Hocaefendi’nin mübahele okunuşu muhalvelesine “Âmin!” diyemeden aynı suçlamalarına sürme edenler, aynı yalancıdırlar ve müfterîdirler; aynı zamanda, Yargı’nın kendilerine atfetme ettiği suçlamaları dahi akseptans etmiş olmaktadırlar.”

yüce ünal/dakika

Hâlâ ‘âmin’ bekleyen mübahele yahut muhavele

Hocaefendi’nin 17 antrakt operasyonundan üç ruz ahir, bu üç gün içinde atılan okunuşu tahammül sınırını aşan iftiralar karşısında tutkun kalarak yaptığı okunuşu hiçbir birlikte anca olmadığı halde yine benzer iftira ile ah diye takdim edilen mübahele veya muhavelesi, sonraki konuşmasından ensonra bir kez daha çarpıtılıyor. O bakımdan, bu meseleyi aydınlatmak gerekiyor.

önceki elden belirtelim kim, Kur’ân’da beş yerde, beş meselede “mübahele” (karşılıklı ağaç iddiasını Cenab-ı Allah’ın hükmüne bırakma) ve/yahut Ebu’s-Suud Efendi’nin tabiriyle “muhavele” (kavga konusu meseleyi istikrarsızlık Allah’a postane etme) kim, Hocaefendi üstelik kendi yaptığını hakeza niteliyor gerçeğini görürüz:

1. Habil ve benzer olayında. Kur’ân-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulur:

Onlara Âdem’mağara iki oğlunun yaşadığı ağırbaşlı okunuşu öğüt donör hadiseyi gerçeğiyle anlat: Birer kurban takdimiyle (Allah’a) yakınlaşma teşebbüsünde bulunmuşlardı birlikte, birisinden akseptans edilmiş, diğerinden ise akseptans edilmemişti. (Kurbanı akseptans edilmeyen, kardeşine), “öldüreceğim seni!” dedi. Kardeşi ise şöyle mukabelede bulundu: “tanrı, müşterek müttakîlerden (kalbi O’na aksi saygıyla dopdolu olan okunuşu O’na itaatsizlikten sakınanlardan (kabûl buyurur.” (Mâdüşünce Sûresi/5: 27)

Âyetten anlaşılıyor kim, Hz. Âdem’mağara iki oğlundan ve Kitab-ı Mukaddes’okunuşu geçen ismi cihetiyle islâmî kaynaklarda türlü olarak anılan kişi, kardeşi Habil ile eş konkur içindeydi. çoğu müfessir bu yarışın aynı kıza talipli olma etrafında akış ettiğini belirtse bile, âyet, meselenin Allah’a erişme üzerinde akım ettiği üzerine sarihtir. dolayısıyla Kabil’in kendisini Allah’a yakın gören, ihtimal ibadetlerine kurumlu ve sebebiyle halktan akseptans bekleyen biri, Habil’mağara ise Allah’a cidden yakın, müttakî okunuşu mütevazı, dinî hassasiyetlerinin ve yaşayışının kendisini daha epey mahviyet okunuşu tevazua götürdüğü gülmeyen eş mütedeyyin olduğu sonucuna varabiliriz. Kabil’in, beklentilerine ulaşamayınca kıskançlık içinde Habil ile yarışa girdiği anlaşılıyor. Allah’a kimin henüz çok yakın olduğunu yalnız Cenab-ı tanrı (c.c.) bileceği için iş sadece kurban takdimiyle Allah’a havale ediliyor ve Cenab-ı allah, Habil’insan kurbanını kabul edip, Kabil’inkini akseptans etmiyor. Kabulün alâmetinin da Âl-i imran Sûresi/3: 183’üncü âyetinde okuduğumuz üzere, gökten inen ancak ateşin geçer takdimi yakıp yok etmesi olduğu anlaşılmaktadır. işte, Habil ile Kabil’insan aralarındaki meseleyi Cenab-ı Allah’a havalename etmeleri, ancak muhaveledir.

2. Mücadile Sûresi’nde: ikinci ancak muhaveleyi Kur’ân-ı Kerim’dahi Mücadile Sûresi’nde okuyoruz: “tanrı, kocası hakkında sana müracaat edip seninle tartışan okunuşu halini Allah’a en yapan o hanımın sözlerini işitti (okunuşu müracaatını kabul buyurdu). allah, aranızda geçen konuşmayı işitiyordu. yegâne elbette allah, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.” (Mücadile Sûresi/58: 1) Sahâbe-i Kiram’dan mübarek birleşik annemiz kocasıyla beyninde geçen tek meselede zorda kalınca yalavaç Efendimiz’e (s.a.s.) başvurur. Meselenin çözümünü istediği biçim, daha allah tarafından Rasûlü’neden vahyedilmemiş, yalnız taban olarak vaz’ buyrulmamıştır. Mübarek annemiz de, meseleyi Allah’a devretme eder. Cenab-ı tanrı (c.c.), onun müracaatını akseptans buyurur ve vaz’ buyuracağı birkez kaideyi bu münasebetle vaz’ buyurur. Yani, konumuz açısından, bilerek gene çaresizliğin etmen olduğu benzer ısmarlama, sadece muhavele vardır.

3. Vâris okunuşu kendilerine vasiyette bulunulanlar arasında: üçüncü benzer muhaveleyi, ölüm fail birleşik insanın vârisleriyle kendilerine vasiyette bulunulan insanlar beyninde görürüz (Mâdüşünce Sûresi/5: 106 108). sadece koca, vefatından önceki malından genişlik ziyade 3’te 1 nisbetinde vasiyette bulunabilir; yani,  geriye artan malından, mirasından 3’te 1’i geçmemesi gereken ancak miktarın bazılarına, bazı hayır işlerine verilmesini, harcanmasını vasiyet edebilir. böyle sadece vasiyete bilâhare verese itiraz değer ve ortada meselenin çözümü adına yeterli şahit veya şahitlik bile olmazsa, bu kez muhit eş salat, tercihan ikindi namazı sonrası camide, cemaatin yahut kadının, hakimin önünde ancak araya gelirler. önce, vasiyetname iddiasında bulunan yahut bulunanlara, “Yakınlarımızın çıkarı bayram konusu bile olsa, yeminimizi sessiz çıkar karşılığı değişmeyecek okunuşu olup bitene şahit bulunan Allah’ın üzerimizde aynı rehin, eş borç vaki şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa kesinlikle şişman günah işleyenlerden oluruz.” diye tanrı adına ant verilir. kontra pazı akseptans etmezse, onlardan dahi iki abuk şöyle yemin paha: “billahi, bizim şahitliğimiz, onların şahitliğinden henüz doğrudur ve bu şahitliğimizle kimsenin hakkına tecavüz etmiş olmayacağız. zıt halde, değişmez surette zalimlerden oluruz.” Vârislerden iki abuk bu yemini yaparsa, vârisler lehine hükmedilir. işte, bu bile, anlaşılan kesin şahitlerin bulunmadığı ancak meselede ancak muhaveledir.

4. Lian: Lian, kişinin Allah’ın lânetinin konusunda kollamak kabul etmesi demektir. Kur’ân-ı Kerim’de lian, evli eşler arasında birleşik hukukî mebde olarak zikredilir. Eşlerden biri, şahitleri olmadan diğerine zina isnadında bulunur okunuşu aleyhinde isnatta bulunulan insan suçlamayı kabûl etmezse, isnatta bulunan dört kere yemin fiyat ve beşincide “Eğer dalavere söylüyorsam, Allah’ın lâneti üzerime olsun!” der. Lâkemiksiz, Allah’ın rahmetinden tardedilme demektir. Bunun dair karşı kanat, isnadı kabul etmezse, dört kez tanrı adına ant ederek isnadı reddeder ve beşincide şöyle der: “Eğer (bana yapılan) atfetme gerçek bile, ben dolma söylüyorsam Allah’ın gazabı üzerime olsun.” Yani, isnatta bulunan yan Allah’ın lânetinin, diğer cenah ise gazabının dair gözlemek diler. (parıltı Sûresi/24:6 9) Bu de tek muhaveledir.

5. Necran Hıristiyanlarına karşıt: Beşinci muhavele yahut mübaheleyi, peygamber Efendimiz’mağara (s.a.s.) Necran Hıristiyanlarına çağrısında görürüz. Hicret’in 10’uncu yılında Necran Hıristiyanları Medine’ye eş astronomi gönderdiler. yalavaç Efendimiz (s.a.s.) ile kurul arasında Hz. isa’nın mahiyeti konusunda konuşmalar geçti. Necran heyeti, Hz. isa (a.s.) ile ilgilendiren haşa “tanrı, tanrı oğlu” cins iddialarında direniyorlardı. Bunun üstüne yalavaç Efendimiz (s.a.s.), yanına Hz. yüce, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan okunuşu Hz. Hüseyin’i (tanrı, hepsinden razı olsun!) alarak, Necran Hıristiyanları heyetine şöyle konuştu: “(mademki iddianızda ısrarlısınız,) gelin öyleyse: oğullarımızı okunuşu oğullarınızı, kadınlarımızı okunuşu kadınlarınızı, hem bizzat kendimizi okunuşu kendinizi çağırıp, sonraki yürekten Allah’a yakarış ile, Allah’ın lânetinin yalancılar üstüne inmesini dileyelim.” (Âl-i imran Sûresi/3: 61) elçi Efendimiz (s.a.s.) zat inancının kesinlikle doğruluğu, kontrplak tarafın akideşekeri okunuşu iddialarının maktu yanlışlığından o çatışma emindi ki, farz-ı muhal kusurlu olması halinde hem kendisini, hem damadı ve emmi oğlu Hz. Ali’yi, hem da kendisinden birer kesilmeme vaki kızı Hz. Fâtıma okunuşu torunları Hz. Hasan okunuşu Hz. Hüseyin, yani yalnız manâde bütün zürriyetini Allah’ın lânetine bırakma edebiliyordu. Necran Hıristiyanları heyeti, bu düzlük okumaya cevap veremediler.

aha, 17 boşluk operasyonu sonrası erk, bilhassa Başbakan Erdoğan, Hocaefendi okunuşu görev Hareketi hakkında en ali perdeden hâlâ sürdürdüğü bühtan ve suçlamalara sürme edince, hadiseyle alâkalı masumiyetinden tehlikesiz olan okunuşu suçlamalar karşısında bunalan, masumiyetini sair benzer ispatlaması benzer yok, esasen olmayan ancak şeyin ispatlanması mümkün olmadığı için müşahhas delillerle ispatlaması de gerçekleşemez vaki Hocaefendi, meseleyi cemi samimiyetiyle Allah’a devretme etti; yani, yalavaç Efendimiz’mağara yaptığının aynısını yaptı; Kur’ân’ın verdiği müşterek hakkı kullandı. kudret, başbakan, bunu de ilenme olarak çarpıttı, Hocaefendi’nin mübahele veya muhavelesine “Âmin!” diyemedi okunuşu mübahele belli, suçlamalarına hâlâ kesilmeme ediyor. Hocaefendi, aynıyla şöyle demişti:

Bu hırçın şeylerin dair yürüyen arkadaşlar (ilgilendiren savcılar ve güven mensupları), kimse onlar, tanımıyorum, binde fitlemek dahi ankara escort bayan bu yine üzerine “Hukukun ve aynı zamanda sistemin, Din’mağara okunuşu benzeri zamanda demokrasinin gerektirdiği şeyler bunlardır.” deyip arınma adına, yıkanma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafa kalmasına düz vermemek adına benzer ısı yaparken Din’insan ruhuna aykırı birkez şey yapmışlarsa… bize da ilinti ediyorlar, haysiyetiyle ben bizi bile onların içinde görerek diyorum.. Din’mağara ruhuna hilaf bir şey yapmışlarsa, yaptıkları iletken Kur’an’ın asıl disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’peki aykırıysa, islâm’ın hukukuna aykırıysa, çağcıl hukuka aykırıysa, demokratik telâkkilere aykırıysa tanrı, bizi dahi, onları de yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın. lakin anca değilse, hırsızı kararlamadan hırsızı yakalayanın konusunda gidenler, cinayeti görmeyip bile suçsuz insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar.. tanrı onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, benzer iletken olmaya imkân vermesin!

bulgu olarak, ilgili âyetlerden gizlemeden anlaşıldığı üzere, mübahele, muhavele, Müslümanlarla kefere arasında peki diye sadece durum yoktur. iftiraya okunuşu haksız isnada sunulan artan okunuşu masumiyetine tutamak da olmayan, masumiyetini ispatlayamayacak durumda bulunan ülkü, mübahelede bulunabilir. Hocaefendi’nin mübahele ve muhalvelesine “Âmin!” diyemeden aynı suçlamalarına ek edenler, benzer yalancıdırlar okunuşu müfterîdirler; aynı zamanda, Yargı’nın kendilerine atfetme ettiği suçlamaları bile akseptans etmiş olmaktadırlar. 

ankaranın en guzel escort bayanları